Peter Ve Kasper: Masal

Peter Schmeichel ve Kasper Schmeichel, farklı dönemlerde yeşil sahalara damga vuran baba-oğul. İki ortak özellikleri ön plana çıkıyor: Kaleci olmaları ve peri masallarında rol almayı sevmeleri…

Ülkesinin ya da kulübünün efsanesi olmuş babanın, izinden giden oğlu olmak. Halef selef ilişkisi bazen, bazen de daha farklı cereyan eder. Ancak baskı bakidir. Efsanenin oğlu ne de olsa. Her zaman bir Maldini hanedanı çıkmaz ortaya. Öyle ya sanki Corleone ailesinin yeşil sahada vücut bulmuş halidir Maldini’ler. Yetenekleri, stilleri, karizmaları ve elbette Milano’da oluşları, İtalyanlar ne de olsa. Hoş son çocuk o kadar da şanslı doğmamış annesinden. Maldini genini tam alamamış. Tarihte tek değil neyse ki. Ne zaman baba-oğul futbolcular dense aklıma talihsiz olan çocuk gelir. Hani bizim siteye de adını veren 14 numaranın oğlu. Jordi Cruyff. Neler çektiğini bir o bilir. Hem Barcelona hem de Manchester United formalarının baskısı yetmiyor gibi bir de arkasındaki 14’ün üstüne Cruyff soyadının baskısı var üstünde… 

Jordi’nin yükü, futbol tarihine en fazla etkisi olan insanlardan birinin oğlu olmaktı. Futbolculuk döneminde pek taşıyabildiği söylenemez. Ancak miras olarak aldığı akılla hayatını idame ettirebildi. Bir başka açıdan Hollanda, Michels-Cruyff döneminin ardından artık kendi efsanelerini rahatlıkla yaratabilen bir ülke haline gelmişti. Baba Maldini’nin takım arkadaşları Gullit-van Basten-Rijkaard üçlüsü hem Hollanda hem Avrupa futboluna 1980’ler ve 1990’larda damga vuracak, 2000’lerde Portakal rengini Robin van Persie, Arjen Robben, Wesley Sneijder gibi unutulmaz isimler temsil edecekti. 

Ancak son dönemin meşhur şarkılarından birinde de dendiği gibi bir ülkenin özgürlük umutlarına kavuşması konusunda Hollanda kadar şanslı olmayan ülkeler olacaktı. 1988’de Avrupa’nın zirvesine çıkan Hollanda tahtı 1992’de Danimarka’ya devretti. Sitedeki “underdog” takımlar içeriğine de konu olan, hani şu plajdan şampiyonaya gelip esip gürleyen Danimarka. O Danimarka ki büyük yıldızları ülke futbol tarihine geçerken, bırakın finali, yarı final safhasına geçmeleri dahi 29 yıllarını alacaktı. Bu 29 senelik süreçte kıta futbolunda da dünya siyasetinde de dengeler savrulacak, belki de bir tek şey baki kalacaktı. O dönem literatüre tarihin tozlu sayfalarındaki vebalardan ve benzerlerinden kalıntı olarak kalan pandeminin ertelettiği turnuva ile 1992 arasındaki tek ortak nokta, Danimarka kalesindeki soy isimdi: Schmeichel!

Konu kaleciler olunca Schmeichel’lara değinmeden olmaz. Zira bir ülke futbolunun tarihine damga vurmaktan öteye geçtikleri kesin. Her ne kadar boynuz-kulak tartışması eskilerin belki de biraz olsun eski seviciliklerinden de ileri gelen şekilde yapılamıyor olsa da Schmeichel ailesi kıta futboluna adlarını altın harflerle yazdırdılar. 1963 doğumlu baba Peter’in hikayesi ülkesinde başladı. Gladsaxe altyapısı sonrası Hvidovre macerası yaşayan Peter, dünya futbol sahnesine kendisini tanıtacağı Brondby’ye buradan transfer oldu. Kulübün altın çağı kendisinin de altın çağı oldu ve 4 kez Danimarka şampiyonu olduktan sonra performansı İskoç deha, sonradan Sir unvanını alacak Alex Ferguson’un 750 bin euro karşılığında kendisini Manchester United’a transfer etmesini sağladı. 

Eşsiz kupa koleksiyonunun ilk parçası henüz 1991 yazında UEFA Süper Kupası olarak rafa eklendi. Brondby macerası sonrası hem kendi lig şampiyonluğu hem de Manchester United’ın lig şampiyonluğu hasretinin dinmesi için 1993’ü beklemesi gerekecekti. Ancak Schmeichel’ın bulutların üstüne çıkması için lig şampiyonluğundan önce çok daha büyük bir başarı ve macera kendisini bekliyordu. İlk kısımlarda da belirtildiği üzere Avrupa’daki siyasi hareketlilik bilhassa 1990’larda birçok dengeyi alt üst ediyordu. Yugoslavya’nın dağılış süreci de coğrafi açıdan Kuzey Avrupa’nın epey uzağında olup Peter ve ailesini etkilemiyor olsa da savaş süreci ülkesinin futbolu ve dolayısıyla kendisi adına bir dönüm noktası oldu. 1992 Avrupa Şampiyonası’nda saf dışı kalan Yugoslavya yerine o yazı tatilde geçirmeyi planlayan Danimarka Milli Takımı ve oyuncuları davet edildi. Bu davetin yolun sonunda tarihin en unutulmaz ve tekrarlanması güç şampiyonluklarından birine dönüşeceğini kimse tahmin etmiyordu. 

Kariyeri bittiğinde 121 kez koruduğu milli takım kalesinde Avrupa şampiyonluğu dahi görecekti. Milli takım seyahatlerinde de asla yanından ayrılmayan 1986 doğumlu oğlu Kasper’e her efsanevi maçının ardından adeta el veriyordu. Ancak bu el, sadece milli takım başarılarına imza atan bir el değildi. Manchester United, Premier Lig’in de kurulduğu İngiliz futbolunun 1990’larına adeta hükmetti. Alex Ferguson önderliğindeki Kırmızı Şeytanlar, 1993-1999 arasındaki 7 sezonun 5’inde şampiyon oldu. Bu süreçte 3 FA Cup ve 4 Community Shield kazanıldı. Schmeichel’ın United’la son maçıysa Barcelona’daki Camp Nou’da oynandı. Bayern Münih ile karşılaşan ManU, Şampiyonlar Ligi finalini en dramatik sonlardan biriyle, bir başka kuzeylisi Solskjaer’in son dakikadaki golüyle müzesine götürüyordu. Bu, Heysel faciası ardından toparlanma sürecinin son safhasına giren İngiliz futbolu için de tarihin baştan yazılması anlamına geliyordu. Bu yazımda başrolü oynayan isimlerden biri yine Peter’di. 

Schmeichel’ın bulunduğu takım uçaklarında seyahat eden gazeteciler, Kasper’in babasıyla ne kadar iyi vakit geçirdiğine hakimdi. Küçük yaşlarda taş-kağıt-makas oynamakla yetinen ikili zamanla öğretmen-öğrenci ilişkisiyle hayatlarına devam edeceklerdi.

Oliver Kahn ve Peter Schmeichel örnekleri verilerek eski kalecilerin çok daha heybetli görünüme sahip olduğu söylenir. Peter, 1.96 boyunda bir devdi ve rakip golcülere kaleyi dar ederdi. Manchester’daki kupa koleksiyonu tesadüf değildi. Ülkesinde 3 kez yılın futbolcusu seçilecek, United’ın ardından gittiği Sporting’de de şampiyonluğa uzanacaktı. 2’si Danimarka Milli Takımı’yla birlikte olmak üzere tam 25 kupayı barındıran görkemli kariyer 2003’te son buldu. 

Bir defter kapanırken diğerinin açılması pek de şaşırtıcı olmadı. Schmeichel’ın bulunduğu takım uçaklarında seyahat eden gazeteciler, Kasper’in babasıyla ne kadar iyi vakit geçirdiğine hakimdi. Küçük yaşlarda taş-kağıt-makas oynamakla yetinen ikili zamanla öğretmen-öğrenci ilişkisiyle hayatlarına devam edeceklerdi. Öyle ki kendisine an itibarıyla yaşadığı hayatı kazandıran İngiltere’ye karşı Euro 2020 yarı finalinde kaledeki oğlunu destekleyen Peter, belki de rüyalarında dahi göremeyeceği hayatın tohumlarını Manchester’da attı. 

Manchester’ın -o zamanlar tam anlamıyla- mavi yakasının takımı Manchester City’de yetişen Kasper, 2004 yazında 18 yaş altı takımına geçiş yaptı. Burada Darlington’a kiralanan oyuncu ardından sırasıyla Bury ve Flkirk gibi alt kademe takımlarında gelişmek için oynadı. Son olarak Cardiff’e kiralanan oyuncu, Joe Hart’ı yedeği olmak yerine serbest oyuncu olarak Notts County’nin yolunu tuttu. Kasper’in kendini biraz olsun ispatladığı yer Leeds United olacaktı. 2010 yazında katıldığı takımda bir sezon geçiren oyuncu o dönem Championship’te mücadele eden Leicester City’ye 1.6 milyon euro karşılığında transfer oldu. 

Boynuzun kulağını geçmesini bırakın boynuz kulağa yakın bile görünmüyordu. Öyle ya, Kasper’in alt küme takımına transfer olduğu yaşta baba Schmeichel, dönemin en revaçta İngiliz takımlarından United’a transfer olmuştu. İngiltere’nin büyük küçük birçok şehrini gezen Kasper için istikrarı bulacağı yer Leicester’dı. Oyuncu buradaki performansıyla 2013 yılında yani 27 yaşındayken Danimarka Milli Takımı’na kadar yükselecekti. Daha sonra 95 kez terleteceği milli formayı ilk sırtına geçirişi Şubat 2013 tarihiydi. Peter için kariyer zirvesini 1999’a koymak mümkün. Kasper için kesin bir tarih vermek ne kadar doğru tartışılır ancak ilk şampiyonluğunu kazandığı 2014 Mayıs ayı hem kendisi hem kulübü adına bir dönemeç.

Aile Boyu Peri Masalı

Leicester City 2014’te İngiliz futbolunun en üst kademesine döndüğü zaman mütevazı bir takımdı. Normal olarak ilk hedef ligde kalmaktı. Bu hedefe ulaşacaklar ve orta sıraların müdavimi haline geleceklerdi. 2012/13 sezonunda onların yükselişini rötara uğratan Watford’ın aksine daha sağlam bir yapı ortaya çıkacaktı. Bu yapıyı Wes Morgan, Danny Drinkwater, Jamie Vardy, Riyad Mahrez gibi hem yetenekli hem de lider oyuncular meydana getirdi. Bu isimlere ek olarak kalede Premier Lig’in görece kısa tarihinin en iyi kalecilerinden olarak görünen Peter Schmeichel’ın oğlu Kasper Schmeichel vardı.

Babasının tarihi başarıların aktörü olma alışkanlığı ona da geçmiş olacak ki sonunda kimsenin ihtimal dahi vermediği Leicester’ın peri masalının bir parçası da Kasper oldu. O dönem 28 yaşındaki Kasper’in takımı 2015/16 sezonunun ilk 6 maçını mağlubiyetsiz geçti. 7. haftada iç sahada Arsenal’a 5-2 kaybedilen maç sonucu itibarıyla son derece normal karşılandı. Ancak daha sonra 10 maçlık bir yenilmezlik serisi daha yakalanınca 16. haftada devralındı. 18. haftada Liverpool deplasmanından çıkamayan Leicester, koca sezonda alacağı toplam 3 mağlubiyetten ikincisini yaşadı. Liverpool maçı sonrası verilen liderlik 7 maçlık bir yenilmezlik serisiyle yeniden kazanıldı. 26. haftada kaybedilen Arsenal mücadelesi şampiyonluk yarışında alınan bir yaraydı. Ancak bu mütevazı kulübün şampiyonluk yarışında olması dahi bir mucizeydi. Söz konusu mucize sezon sonuna kadar sürdü. Cladio Ranieri önderliğindeki Leicester 12 maçlık son bir namağlup seri yakalayıp en yakın rakibine 10 puan fark atarak şampiyonluğa uzandı. Kasper, bu peri masalının en özel kahramanlarından biriydi. Öyle ki 38 maçta kalesinde yalnızca 36 gol gördü. Bu karşılaşmaların 15 tanesinde kalesini gole kapadı. 

Sadık Kale

Bu şampiyonluğun ardından normal olarak Leicester’ın birçok yıldızına teklif yağdı. Bir kaleci için 28 yaşın ne kadar genç olduğu düşünülürse aynı tekliflerden Kasper’e de ulaşan oldu. Ancak kendisini “Avrupa’nın en iyi kalecilerinden biri” olarak niteleyen Ranieri başta olmak üzere kulüp yönetimi liderlerini kaybetmek istemedi. Ranieri yönetimi değişecek ancak fıtrat değişmeyecekti. Danny Drinkwater, Riyad Mahrez, N’Golo Kante gibi isimler bir bir ayrılırken Jaime Vardy ve Kasper Schmeichel Leicester’da kalacaktı. 

Şampiyonlar Ligi seviyesindeki bir takımda kalmak anormal karar değildi. Ancak daha sonra sırasıyla 12, 9 ve tekrar 9. Sırada kalan bir takımın parçası olmaya devam etmek sadakat gerektirirdi. Leicester, King Power yatırımı ve Brendan Rodgers etkisiyle beraber yeniden ilk 4’e oynamaya başladı. Dönemin düşüşteki Big 6 takımlarının yerine büyük 6’lıya yakıştırılmaya bile başladılar. Ancak bu yakıştırmalar iki sezon üst üste 5. olup kıl payı Şampiyonlar Ligi kapısından dönmelerine engel olmadı. 

Bir Kıtanın Üzerinde Birleştiği Takım

Avrupa Futbol Şampiyonası pandemi nedeniyle 1 sene ertelenince 2 kez üst üste ilk 4 dışında kalma şoku yaşayan Kasper’in Euro 2020 macerası 2021 yazına sarktı. İlk maç, Kasper ve ülkesi için şok içinde geçti. Takımın yıldızı Christian Eriksen 45. dakikada yığıldı. Kalp krizi geçiren Eriksen’i hayatta tutan şey ilk yardımın zamanında gelmesiydi. Eriksen merkezli takım turnuvaya 4-2-3-1’le başladıktan sonra 3’lü savunma sistemine geçti. Bu sistem Joakim Maehle gibi beklerin öne çıkmasını, Kjaer-Schmeichel gibi liderlerin bulunduğu Danimarka’nın yarı finale kadar gitmesini sağladı. Yarı finalde tribünde yerini alan Peter, oğlu Kasper’in 29 sene önceki başarıyı tekrarlama yolunda takımına liderlik etmesini izlemek istiyordu. Bu hayal gerçekleşmedi, İngilizler uzatmada kazandılar belki ancak Danimarka, yazdığı hikayeyle 29 sene sonra futbol severlerin damağında yine güzel bir tat bırakmayı başardı. Bu tadı ortaya çıkaran mutfağın aşçılarından birinin soyadı yine Schmeichel’dı.

Kasper’in kulüp kariyeri bu noktadan sonra hedeflerinin gerisinde kaldı. Kariyerinin son dönemecine yaklaşan yıldız 2022/23 sezonu başında Brendan Rodgers’ın kendini kadroda düşünmemesi sonrası Ligue 1 ekiplerinden Nice’in yolunu tuttu. Leicester küme düşerken Nice, kaledeki tecrübesi ve sahadaki dinamik yetenekleriyle yeni bir projenin adımlarını atıyordu. Kasper için bir sonraki durak Anderlecht olacaktı. 

Schmeichel ailesinin yeşil sahadaki mirası hala Belçika’da yaşıyor. Boynuz kulağı geçti mi geçemedi mi tartışılır ancak Kasper’in kariyerindeki başarılar da en azından babasınınkiler kadar mucizevi ve unutulmaz. Kasper, 2018’deki Dünya Kupası’nda Peter’e ait Danimarka Milli Takım formasıyla en uzun süre gol yememe rekorunu Peru maçında kırdı. Belki Avrupa şampiyonu olamadı, belki Konfederasyon Kupası’nı kazanamadı ama Leicester ile Danimarka’da başardıkları ve istikrarıyla babasının efsanesini hakkıyla yaşattı. Kasper’in 2010 doğumlu bir oğlu var. Aile bir gün Maldini’ler gibi anılır mı bilinmez. Ancak Cruyff’lar gibi anılmayacakları kesin. Kesin olan bir başka şey de Schmeichel dendiği zaman Kasper veya Peter fark etmeksizin akla bir peri masalının gelmesi…

On Dört Numara’nın Kaleci sayısını okumaya Sayı #6: Kaleci‘den devam edebilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir