Futbolun Türkiye’deki merkezi İstanbul’dan uzakta Şenol isimli bir çocuk oyunun beğenilmeyen rolünü üstlendi. Bu rol onu ülkenin en önemli futbol figürlerinden biri haline getirdi.
Galeano kalecilere aslında kurban, mahkûm ya da şamar oğlanı da denebileceğini; kalecinin bastığı yerde çim bitmeyeceğini söyler. Oyunun sevinç noktasının karşısındaki adam. O tek bir güzel gol için 90 dakika bekleyen insanların “1” numaralı düşmanı…
Sokaklardaki futbolun, IFAB kitabında bulamayacağınız bazı kuralları vardır. Bunlardan birisi de kalenin hep ya yaşça küçük ya şişman ya da o sokakta pek de kabiliyeti olamayanları yeri olduğudur. Trabzon ise kaleciye verilmesi gereken değeri futbolun bu topraklardaki doğum sürecinde atfetmiştir. Trabzon’da kalecilere kova gibi lakaplar hiç verilmemiştir. Sevecen Tunç’un “Sana Hikâye Geliyor” kitabından öğrendim bunu.
Kalecilere değer veren bu şehrin, futbola çok iyi kaleciler kazandırması da haliyle tesadüf değil. Burhanettin Kahyaoğlu, Tevfik Yunusoğlu, Kada Mahmut, Krino Kafato, İhsan Derelioğlu, Alper Boğuşlu, Metin Aktaş, Tolga Zengin, Onur Recep Kıvrak, Uğurcan Çakır…Tabii ki bu isimlerin yanındaki bir dev var ki hepsinden öte. Hatta o Özkan Sümer’e göre “Türkiye’deki gelmiş geçmiş en iyi kaleci”: Şenol Güneş.
Türkiye’deki gelmiş geçmiş en iyi kaleci.

Kalede Şenol
Cumhuriyet’in ilk döneminden beri Trabzon’daki her düzlükte, her okul bahçesinde tek bir eğlence var: Futbol. Hüseyin Avni Aker, İstikbal gazetesindeki şu satırları ile bunu bizlere aktarıyor: “Trabzon şehri spor ibtilası geçiriyor. İstanbul’da dans ibtilası, Ankara’da ud, Trabzon’da futbol… Bunlar birer hastalık gibi yakaladıkları adamın yakasını bırakmıyorlar. Trabzon’da mahalle aralarında, ta Kavak Meydanı’na kadar ne kadar meydan, cami havlisi, bahçe varsa birkaç çocuk toplanmış! – Gol gol diye bağırıyor. Hele şu hafta tatilinin işsiz bir sürü halkının Kavak meydanına doğru toplanması bu ibtilayı azdırdı. Şimdi herkeste bir spor heyecanı var.” Bu spor heyecanı Güçlüler-Ocaklılar rekabetinin de etkisiyle 1960’larda zirveye varıyor. Şenol Güneş de tam bu zirve yıllarda dünyaya geliyor.
Şenol Güneş bir Sotka çocuğu. 4’ü erkek, 1’i kız beş çocuklu yoksul bir ailenin ortancası. Öyle bir fakirlik ve yokluk var ki limon kabuklarını top olarak kullanıyorlar. Şenol’un babası Hamit Efendi çocuklarının böyle “boş” işlerle uğraşmasını istemiyor ama İlyas, Zekeriya, Bahattin ve Şenol futbol için yanıp tutuşuyorlar. Aslında Şenol’u futbolla tanıştıran abisi Zekeriya. Onu lise sahasına devamlı o sürüklüyor. Zekeriya golcü. Şenol da onun gibi sahalarda golleri ile esiyor. Bize biraz çelimsiz olduğu için Şenol’un kaleye geçtiği aktarılıyor ama belki de abisi Zekeriya kendine bir tehdit gördü Şenol’u. Onu bilemiyoruz. Bildiğimiz bir şey var ki Şenol Güneş kaleciği hiç sevmedi. Yıllar sonra verdiği demeçte “Severek oynamadım ama oynarken gereğini yaptım. Yani başlangıcım severek, isteyerek, planlanmış bir şey değildi. Ama oynadığım zaman işimin gereğini çok iyi profesyonel olarak yaptım.“ demesinden anlıyoruz bunu. Ancak nasıl olduğu önemli değil. O, kalede çok yetenekliydi. Orta okul zamanlarında tüm Trabzon’da adı bilinen bir isimdi. İşte onun Türk futbolunun en büyüklerinden biri olma hikayesi böyle başladı.
1967 yılında Trabzon’un köklü kulüplerinde Erdoğduspor çok kötü durumdaydı. Küme düşme hattına yerleşen kulüp bir türlü kendini toparlayamıyordu. Takımın antrenörü Beykoz Mahmut Tankutay bir çıkış arıyordu. Sezon devam ettiği için transfer şansı da yok. Yavuz Selim sahasında düşünceli gençleri izlerken Şenol gözüne çarptı. Gol yemiyordu çocuk. Dikkat kesildi, hakikaten gol yemiyordu. Mahmut hoca hemen Şenol’un yanına gidip kendisi ile konuştu. Ailesinin yanına gittiler ve Hamit beyi ikna ettiler. Böylece ilk lisansı ertesi gün çıktı Şenol Güneş’in. Lisansının çıkması ile birlikte de direkt sahaya, öğleden sonra oynanacak olan maça… Mahmut Tankutay yanında 15 yaşında bir çocukla soyunma odasına girdiğinde şaşırdı Erdoğdusporlu futbolcular ama o çocuk takımını kümede tutmayı başarmıştı. Mahmut Tankutay Şenol Güneş için, “O, 15 yaşındaydı ama büyüklerinden olgun davranıyordu. Tek bir idman kaçırdığını hatırlamam. Önce Trabzon, sonra Türkiye ve daha sonra tüm dünya tanıdı Şenol’u. Böyle bir sporcu ile 21 maç da olsa çalışmanın keyfini hala yaşar ve onunla gurur duyarım.” diyordu.
Şenol Güneş o sezonun sonunda Türkiye Amatör Futbol Şampiyonası’nda Trabzon’u temsil edecek olan Sebat Gençlik ile anlaştı. Şampiyonadan ikincilik ile dönen Sebat Gençlik ile çok iyi sezon geçiren Şenol Güneş bir yıl sonra da Trabzonspor’a transfer olmuştu. Trabzonspor’da istediğini bulamamış, o günlerde ağır bir zatürre geçirmişti. Bir çıkış arayan Şenol tekrardan Sebat Gençlik’e, bu sefer profesyonel olarak dönmüştü. Ancak Sebat Spor da artık 3. ligdeydi ve daha büyük hedeflerin peşindeydi. Geçirdiği ağır rahatsızlık Şenol Güneş’i gözden düşürmüştü. Ancak onun karakteri pes etmemek üzerine inşa edilmişti. Bir önceki Sebat Gençlik döneminde, takımı ile şampiyonada olan Güneş’in sınıfta bırakılması ve buna karşın derslerine çok çalışması ve eğitimine de devam etmesinden bunu görebiliriz. Bu süreçte en büyük destekçisi takım kaptanı Hüseyin Reis’ti. Ona her zaman inanmış ve bir an olsun yanından ayırmamış, desteğini esirgememişti. Şenol iyileşti, Sebat Gençlik ile 3. ligde ikinci oldu ve tekrar Trabzonspor’a döndü. Artık profesyoneldi.
Önce Trabzon, Sonra Şampiyon, Sonra da Teknik Direktör
1972/73 sezonunda Trabzonspor’a transfer oldu. 1973/74 sezonunda ligin son maçında rakip Gençlerbirliği’nin maça çıkmaması sebebiyle 3-0’lık hükmen galibiyet yüzünden birinci lige çıkamadı. Trabzonspor’a 5 fark gerekiyordu. 1974/75’te artık birinci ligdeydi. O yıl Trabzonspor dokuzuncu oldu. Bir yıl sonra ise Güneş Türkiye’nin en iyi kalecisi, Trabzonspor ise ligin 4. şampiyonuydu.
Türk futbolunda artık yeni bir sayfa açılmıştı. Bu sayfa hiç de beklenmeyen şimal rüzgârı esintileri ile kendini açtırmıştı. Kadir, Necati, Turgay, Cemil, Bülent, Güngör, Serdar, Ali Kemal, Lemi, İskender, Bahattin ve diğerleri… 1974’te başlattıkları bu fırtına 1984’e kadar dinmemişti. Araifilboyu, Sotka ve Faroz’un çocukları… Bu çocuklar Türk futbolunda devrim yapmıştı. 4 kez Ahmet Suat Özyazıcı, 2 kez Özkan Sümer’in antrenörlüğünde ve “Dozer” Cemil Usta kaptanlığında. Hepsi birbirinden kabiliyetli ve maharetliydi. Ancak Şenol Güneş farklıydı. Ona duyulan saygı farklıydı. Onun dünyaya bakışı, çalışması, azmi, disiplini… Gerçek bir sporcuydu.
Bu çocuklar Türk futbolunda devrim yapmıştı. 4 kez Ahmet Suat Özyazıcı, 2 kez Özkan Sümer’in antrenörlüğünde ve “Dozer” Cemil Usta kaptanlığında. Hepsi birbirinden kabiliyetli ve maharetliydi.

Şenol Güneş 35 yaşında futbolculuk hayatını noktaladı. Kadıköy Stadı’nda Beşiktaş ve Trabzon’da Samsunspor maçları ile çifte jübile yaptı. Kariyeri boyunca 8’inde kaptan olmak üzere 31 kez milli takım forması giydi. 6 şampiyonluk başta olmak üzere, futbolculuğu döneminde 16 kupa kazandı. 1.79 boyunda bir kaleci… Bugün belki de düşünülmesi imkânsız ancak o akıl almaz kalecilik tekniği, aklı, oyun bilgisi ve atletizmi ile Türkiye’nin en iyi kalecilerinden birini olmayı başardı.
Şenol Güneş futbolculuk kariyerinin son yılını yardımcı antrenör–kaleci gibi geçirmişti. Kendisini teknik direktörlüğe hazırlamıştı. 1978-1983 yıllarında Trabzon Merkez Karakaya Ortaokulu’nda öğretmenlik de yapmıştı. Bu yönüyle antrenörlüğe çok farklı bir soluk getirecekti. Mehmet Ali Yılmaz başkanlığındaki Trabzonspor’da Metin Türel’in yardımcısı olarak göreve başladı. Türel’den teknik direktörlüğü öğrendi. Sonrasında Alman Warner Biskup’un ayrılığı sonrası Trabzonspor’da ilk kez birinci adam oldu. Trabzonspor’un bu çalkantılı yılları onun için bir şansızlıktı.
Buradaki iki yılın ardından Boluspor’da teknik direktörlük yaptı. Kaleciliğinden sonra teknik direktörlüğünden de bahsettirmeye başlamıştı. 1991/92 sezonunda Boluspor küme düşmesine rağmen o sezonun en iyi teknik direktörü Şenol Güneş seçildi.
Sonraki sezon Trabzonspor ünlü Belçikalı teknik direktör Georges Leekens ile anlaşmıştı. Trabzonlu yöneticiler Leekens’in yanına yerli bir antrenör yerleştirmek istiyordu. Bu ismi uzaklarda aramadılar. Şenol Güneş bir önceki sezon en iyi teknik direktör seçilmesine rağmen Leekens’in ikinci yardımcısı olmayı kabul etti. Bunu herkes “Leekens’in ayağını kaydırıp yerine geçecek” diye yorumladı ancak aksine Belçikalı ile uyum içinde çalıştı. Leekens istifa ederken Şenol Güneş de istifasını verdi. Ancak o dönem Fatih Terim ve Mustafa Denizli’nin de aralarında bulunduğu bir çok hocadan olumlu dönüş alamayan Trabzonspor, Güneş’in ayrılığına izin vermedi ve Şenol Güneş tekrardan Trabzonspor’un bir numarası oldu. Bu döneminde yaşadığı 1995/96 travması onu derinden etkiledi. Trabzonspor’dan ayrıldıktan sonra Antalya ve Sakaryaspor’da görev aldı.
Sırada Milli Takımlar tarihinin en büyük başarısını kazanmak vardı. 2000 yılında A ay-yıldızlıların başına geldi. 2 yıl sonra 2002 Dünya Kupası’nda kimsenin beklemediği bir ivme yakalayarak üçüncülük başarısına imza attı. Aynı başarıyı daha sonrasında 2003’te Konfederasyon Kupası’nda elde etti. 2004 Avrupa Şampiyonası elemelerinde İngiltere’nin sadece 1 puan arkasında takımını ikinci yaptı ancak play-off’larda Letonya’ya sürpriz bir şekilde elenmemize engel olamadı. Bu yenilgi ile milli takım kariyerini sonlandırdı. Yeni bir kısa Trabzon turundan sonra Dünya Kupası’nda ününün çokça yayıldığı Kore’de Seoul takımını çalıştırdı. Burada çok sevildi. Ancak kupa kazanamadı. Dördüncü Trabzonspor macerası, ikincisi gibi büyük bir yıkımla sonuçlandı. Sonrasında Bursaspor ile ligde güzel işlere imza attılar. Ancak futbolculuk kariyerindeki kupa dolu heybesi antrenörlük kariyerinde bomboş kalmıştı. Bu durum belki de rotasını İstanbul’a kırmasına sebep oldu. Beşiktaş ile anlaşan Güneş 2 kere lig şampiyonu oldu. Ayrıca Şampiyonlar Ligi grup aşamasını yenilgisiz tamamlama gibi daha önce yaşanmamış bir başarı gösterdi. Daha sonra ikinci kez milli takım ile başarısız bir dönem yaşadı. Ve tekrardan teknik direktörlük kariyerindeki yuvası Beşiktaş’a geri döndü. Buradaki hikayesi de 2023-24 sezonu başındaki çalkantılı sürecin ardından hüsranla sona erdi.
Şenol Güneş kaleciği ile Trabzonspor, teknik direktörlüğü ile Beşiktaş efsanesi oldu. Hayatı boyunca çalışkan, disiplinli ve inatçıydı. Bu yönüyle her zaman meslektaşlarından ayrılmış bir isimdi. Trabzonspor’da yöneticiliğini yapmış olan Ali Özbak onu şöyle anlatıyordu: “Güneş’in inancına ve imanına kefilim. Ama Güneş’in asıl Tanrı’sı bence işidir!”
On Dört Numara’nın Kaleci sayısını okumaya Sayı #6: Kaleci‘den devam edebilirsiniz.
